Ulusal Parti Türk Dünyası Bürosu Başkanı Hüseyin Adıgüzel: Sıkıysa Kürt açılımını da referanduma götürün!


 
10 Kasım
"Türk Kızının Gelinliği Beyaz Kefen"
"Türk Kızının Gelinliği Beyaz Kefen"
"Türk Kızının Gelinliği Beyaz Kefen"
"Türk Kızının Gelinliği Beyaz Kefen"
"Türk Kızının Gelinliği Beyaz Kefen"
Hoşgeldin Ulusal Parti
PKK'yı Karadeniz'e Sokmayacağız!
Atatürkçü Parti Geliyor!
Neden Atatürkçü Parti
Türkiye Türklerindir
İleri Dergisi
Türksolu Gazetesi
İleri Dergisi

Ulusal Parti Türk Dünyası Bürosu Başkanı Hüseyin Adıgüzel:

Sıkıysa Kürt açılımını da
referanduma götürün!


Kendileri ne kadar inkar etse de muhatapları olan İmralı canisi, açık olarak " benimle gelip görüşüyorlar" şeklinde açıklamalar yapmaya başladı. Mızrak çuvala sığmıyor. Ne yaparlarsa yapsınlar, bir tarafından delip çıkıyor. PKK ile Kandil'de, caniler başı ile İmralı'da, BDP ile mecliste, Barzani ile Kuzey Irak'ta durmadan görüşüyorlar. Heyetlerin biri gidiyor, diğeri geliyor. Gizli kapaklı bir şeyler hazırlanıyor.

Referandumun sonucu
PKK ile masaya oturmak oldu

Referandum sonrası, hükümetin "Demokratik Açılım" paketinden ne anladığı açık olarak ortaya çıktı. Aslında açılım, "Demokratik Açılım" falan değil, kelimenin tam anlamıyla " Kürt Açılımı". Hoş, zaten bunu, işe ilk soyundukları günlerde kendileri sıkça telaffuz etmişlerdi. Sonradan tepkileri görünce, yan çizdiler ve açılımın adını değiştiriverdiler. Kürt açılımını, demokratik açılım haline getiriverdiler. Ama ismini değiştirmek, içeriğini değiştirmek anlamı taşımıyordu. Bunu bugün bir kere daha görüyoruz.

Şimdi, "Kürt Açılımı"nı hayata geçirebilmek için gizli, açık görüşmelere başladılar. Önce yine kıvırdılar, İmralı ile görüşmüyoruz, dediler, ama sonra, hükümet adına bir takım devlet görevlilerinin görüşmeler yaptığını kabul etmek zorunda kaldılar. Çünkü, kendileri ne kadar inkar etse de muhatapları olan İmralı canisi, açık olarak " benimle gelip görüşüyorlar" şeklinde açıklamalar yapmaya başladı. Mızrak çuvala sığmıyor. Ne yaparlarsa yapsınlar, bir tarafından delip çıkıyor.

PKK ile Kandil'de, caniler başı ile İmralı'da, BDP ile mecliste, Barzani ile Kuzey Irak'ta durmadan görüşüyorlar. Heyetlerin biri gidiyor, diğeri geliyor. Gizli kapaklı bir şeyler hazırlanıyor.

Yalnız şunu vurgulamakta yarar görüyorum; bunların görüşmesine falan gerek yok aslında. Çünkü, görüşen iki taraf da emirleri, planları, yapılması gerekenleri okyanus ötesinden, yani ABD'den aynı anda alıyorlar. O direktiflerden başka bir şey yapamayacaklarını cümle alem biliyor.

Peki o zaman neyi konuşuyorlar bunlar? Hiçbir şeyi konuşmuyorlar, sadece şov yapıyorlar!

Her şeyi millete soran hükümet açılımı neden sormuyor?

Gelelim esas meseleye. Bölünmek istenen ülke Türkiye, parçalanması istenen devlet Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu devletin kurucusu Türk milleti! Ama gelin görün ki, bu konuşmaların içinde esas olması gereken Türk milleti, konuşmalarda taraf değil. Kimse Türk milletine bir şey sormak istemiyor. Her şeyi millete sorarız, hakimiyet artık tam anlamı ile milletin eline geçti, diyenler, bu meseleye geldikleri zaman milleti olayın dışına atıveriyorlar.

Ülkesi bölünmek, devleti parçalanmak istenen sanki Türk milleti değil de, Kürtlermiş gibi, her şey onlarla güya konuşuluyor, güya onlara soruluyor, istekleri dinleniyor. Halbuki, Kürtlerle muhatap olacak olan hükümet değil, Türkler olmalıdır! Hükümetin muhataplarından biri gerçekte Türk milleti olması gerekirken, hükümet hem hakim, hem savcı rolünü iyi oynayarak milleti olayın dışına itmektedir. Burada, kendi söyledikleri ile zıt hareket ederek milleti yok farz ediyorlar ve millet adına karar vereceklerini zannediyorlar.

Siz bölünmeye, siz devletin parçalanmasına, siz Kürt dilinin eğitim dili olmasına, siz Kürtlerin bölgesel özerkliğine izin verebilirsiniz. Bu olabilir. Anayasa değişikliği diyerek öze hiçbir tahallükü olmayan sıradan maddeleri milletin önüne getiriyorsunuz da, bu kadar hayati bir meseleyi niçin milletin önüne getirmeyi düşünmüyor musunuz?

Çünkü, buradan ne çıkacağınızı adınız kadar iyi biliyorsunuz. Halbuki, görüşme dediğiniz, Kandil, İmralı, Kuzey Irak ve mecliste yaptıklarınızın hepsinin muhatapları Kürtlerdir. Kürtlerle pazarlık yapıyorsunuz, ama, pazarlığı adına yaptığınızı söylediğiniz Türk milletini hiç hesaba koymuyorsunuz. Bu nasıl anlayıştır? Bu nasıl demokrasidir?

Buyurun, açılımı da referanduma götürün!

Şimdi bizler, Türk milletinin fertleri olarak, Kürtlerle yaptığınız görüşmeler gibi, bizlerle de görüşme yapmanızı talep ediyoruz. Hükümet hepimizin hükümeti ise, bizim isteklerimizi, düşüncelerimizi de dinlemek zorundadır. Hep isteyenle görüşüyorsunuz, bu istekleri verecek olan Türk milletine hiçbir şey sormak gereği duymuyorsunuz.

Yani Türk milletini ya yok farz ediyorsunuz ya da fikri sorulmayacak kadar barbar ve geri olarak düşünüyorsunuz. Bunun hangisi doğrudur bilemem, ama, yapılanlar bunun birinin doğru olduğunun açık göstergeleridir.

Sayın Başbakan: Ortada bir anlaşmazlık var. Bu anlaşmazlığın bir tarafı Kürtler ise, diğer tarafı Türkler olmalıdır. Ama hükümet, Kürtleri adam sayarak onlarla görüşürken Türkleri adam yerine koymuyor ve görüşme yapmıyor. Bu durumda bu mesele nasıl çözülecektir?

Kürtlere vereceğiniz tavizleri Türk milleti kabul etmezse ne olacağını hiç düşündünüz mü? Bu işin çözümü noktasına gelmeden, Türklerle de bir görüşme yapmanızı bekliyoruz.

Türk milletinin istekleri nelerdir?

Kürt isteklerine karşı tavırları nasıldır?

Bunları öğrenmek ve dinlemek zorunluluğu içinde olduğunuzu hatırlatması bizden. Çözmek istediğinizi söylediğiniz sorun, Türk-Kürt sorunudur. Bunun için bir tarafı yok farz edemezsiniz.

Ben padişahım, ben Führer'im, ben kimse ile görüşmem, ben milletten vekaleti almışım, diyebilirsiniz. Ama, unutmayın, Türk milleti size vekaleti, haklarını savunmak, korumak, milletin huzurunu sağlamak, refahını arttırmak için verdi. Kürtlerle görüşme yapmanız için vermedi. Öyle kabul etseniz bile, çözüm dediğiniz şeyi, milletin önüne getirmek zorundasınız. Milletin fikrini almak zorundasınız. Yani, bu işi meclis, yani vekiller değil, ancak ve ancak asıl, yani millet çözer! Referandum sandığını milletin önüne getirmenin bir namus borcu olduğunu herhalde biliyorsunuzdur!

Türk milleti neyin pazarlığının yapıldığını bilmek istiyor

Türk milleti hangi pazarlıklar yapıldığını bilmek istiyor.

İmralı'ya, Kandil'e, Kuzey Irak'a ne veriyorsunuz?

Karşılığında ne alıyorsunuz?

Bunu bütün milletin bilmesi gerekmiyor mu? Size göre gerekmeyebilir, ama, bizler, Türk milletinin fertleri olarak bu pazarlıkları, alınan ve verilenleri bilmek istiyoruz.

Bu topraklar için belki sizin dedeleriniz, babalarınız savaşıp şehit olmamış, kan dökmemiştir. Ama bizim yüzde doksan dokuzumuzun ya dedesi, ya babası, ya anası, ya amcası, dayısı, teyzesi bu ülkenin özgür ve bağımsız olması içn kan dökmüş, şehit olmuştur. Onların bize özgür ve bağımsız bıraktıkları bu ülkeyi, biz de çocuklarımıza ve torunlarımıza özgür ve bağımsız bir bütün olarak bırakmak istiyoruz. Bu yüzden pazarlıkları, verilen ve alınanları bilmek bizim de hakkımızdır, diyoruz!

MÖ 53 yılında bir kalede kıstırılan Çiçi Kağan, çok üstün Çin ordusu karşısında teslim olmayı önerenlere şunları söylemiş:

"Savaşçının kaderi ölümdür. Bundan hiç kimse kurtulamaz. Bizim görevimiz, vatanımızı ve milletimizi savunmak ve korumaktır. Belki burada hepimiz öleceğiz, ama, şerefsizce yaşamaktansa, böyle şerefli bir ölümü tercih etmeliyiz. Çünkü, bizim adımız, burada kazanacağımız şan ve şerefle milletimizin tarihinde ebediyen yaşayacaktır."

Çok doğru söylemiş ki, biz hâlâ onun adını bir şeref ve kahramanlık abidesi gibi anmaya devam ediyoruz. Bilmiyorum, sizin bu yüce duygudan haberiniz var mı? Ve bilmiyorum, sizler, bizlere Çiçi Kağan gibi önder olabilecek misiniz?

Bildiğim tek şey var: Türk milleti özgürlüğü ve bağımsızlığı için sonuna kadar mücadele etmesini bilen ender milletlerden biridir. Tarih bunun en kudretli tanığıdır. Bu sorunda da, hiçbir kıymeti harbiyesi yokmuş gibi kaale bile almadığınız Türk milleti, son kararı verecektir. Son karar asla sizin değil, milletin olacaktır!

Kürt sorununu AKP değil Türk milleti çözecek!

Türk milleti, Kürt sorunundan rahatsızdır, içi içine sığmamaktadır. Gelin, yanılmayın ve Türk milleti ile konuşarak bu soruna çözüm arayın. Millete rağmen bu sorunu çözmeniz asla mümkün değildir. Milleti, istemediği bir şeyi yapmaya zorlamayın. Türk milleti bu sorunun tarafıdır ve kendi üzerinden pazarlıklar yapılmasına asla razı değildir.

Çıkın ve ilan edin; "burada alınacak kararlar, referanduma götürülecektir" deyin ki, millet biraz olsun rahatlasın!

Siz milletin isteklerini, düşüncelerini sormuyorsunuz ama, bir gün gelir, bu millet bunların hesabını sizden sorar ve iktidarınızı yerle yeksan eder. O gün bunların hesabını vermek zorunda kalırsınız. Bu yüzden, şimdiden bunun önüne geçecek önlemi alın ve millete gidin.

Nasıl, geçiremediğiniz anayasa değişikliklerinde millete gittiyseniz, bu sorunda da millete gidiniz.

Türk milleti, yüce Atatürk'ün ifadesi ile "Zekidir, anlayışlıdır, medenidir" sorunu en güzel şekilde çözme becerisini gösterir.

Yeter ki, siz milleti muhatap kabul edin!

Ulusal Parti çalışmalarına katılmak ya da bilgi almak için lütfen formu doldurunuz.


İsim:


e-posta:


Telefon:


Cep Tel:


İlçe:



Şehir:

Ulusal Parti Genel Merkezi: Ahmet Mithat Efendi Sokak No: 14 Çankaya/Ankara Tel: 0312 442 8 777