Ulusal Parti Mersin İl Başkanı
Hakan Edirne'nin Basın Açıklaması:

"Faşizme Diktaya Tayyip'e
Referandumda Hayır!"
Değerli basın mensubu arkadaşlar, hepiniz hoş geldiniz.
Tabi gündemimiz çok yoğun ve bu yoğunluk içerisinde hem Ulusal Parti hem de Ulusal Parti Mersin İl Örgütü olarak bazı açıklamalar yapma gereği duyuyoruz.
Gündem başlığımız elbette referandum. Haftalardır Türkiye referandumla yatıp referandumla kalkıyor. Tabi söz konusu AKP’nin demokratikleşme adına yaptığını söylediği anayasa değişikliği ile ilgili olunca insan ister istemez bir durup düşünüyor; yahu bu faşistler ne zaman demokrat oldu da demokratikleşmek için anayasa değiştirmeye kalkıyor(?) diye. Hatırlayalım, ne diyordu başbakan? "Demokrasi bizim için bir amaç değil, bir araçtır." Ne diyordu? “Demokrasi bizim için bir tramvaydır, gittiğimiz yere kadar gider, orada ineriz." Peki, nereye götürmek istiyorlar? Hukuk düzeninin olmadığı, siyasi iradenin bağımsız yargı tarafından denetlenmeyeceği faşist bir diktaya götürmek istiyorlar. Bu mümkün müdür? Elbette…
Maddelerden biri neydi? ‘Hakim ve savcılar meclis tarafından atanacaktır’(!)
Ey Tayyip Erdoğan! O kadar demokrasi nutukları atıyorsun.
Dünyanın hangi ileri demokratik ülkesinde hakimleri savcıları meclis atar? Yuh derler adama!
İşte AKP zihniyetinin Türkiye’yi sürüklemek istediği uçurum apaçık ortadadır.
Hakimleri ve savcıları meclisin ataması demek padişahlık sistemine geri dönmek demektir. Ne padişahlığı?! Kadıları bile padişah atamıyordu. Tayyip Erdoğan düpedüz firavunluğa soyunmuştur!
AKP iktidarında yaşadıklarımızı göz önünde bulundurursak hukukun ortadan kalkacağını kestirebilmek için müneccim olmaya gerek yok. Bir kere AKP denilen parti Anayasa Mahkemesi tarafından anayasa ve laikliğe karşı fiillerin odağı olarak nitelendirilip cezaya çarptırılmıştır. Bunun yanında anayasaya aykırı olduğu için bugüne kadar çıkardığı yasaları en çok iptal edilen partidir.
Demokrasiyi ve hukuku korumak için AKP’nin antidemokratik ve hukuk dışı anayasasına bizler Ulusal Parti olarak hayır diyoruz!
AKP’nin kurmayı amaçladığı faşist düzenin ayak sesleri bunlarla da sınırlı değil. Akp hükümeti boyunca muhalif basın tek tek susturulmuştur. Uzan Grubu’nun bütün mal varlığına el konulmuştur. Gazeteleri satılmıştır.
Aydın Doğan’a milyonlarca liralık vergi borcu çıkarılmıştır. Muhalif basına boykot düzenlenmiştir. Muhalif sesler bu şekilde bir bir susturulurken aynı zamanda da ‘yandaş’ medya palazlanmıştır. Bir dönemin muhalif gazeteleri de yandaş hale getirilmiştir.
Aynı zamanda Tayyip Erdoğan açtığı hakaret davalarıyla da basını sindirmeye çalışmıştır. Tayyip’i eleştirdiği için hakkında tazminat davası açılan karikatürist, siyasetçi ve milletvekillerini hepimiz biliyoruz. Bugün Türkiye’de cezaevlerinde 47 gazeteci tutuklu. Bunların yanı sıra halen gazetecilerle ilgili 700den fazla ceza ve tazminat davası mahkemelerde görülüyor.
Sadece bunlar da değil.. AKP hükümetinin Türkiye’yi korku ve baskı imparatorluğuna dönüştürdüğü herkesçe aşikar. Her gün ayrı bir kaset skandalı, her gün ayrı bir ses kaydı... Bunun yanında bir de en az 70 bin kişinin telefonunun dinlendiğini göz önünde bulundurursak hangi aklı başında insan evladı Tayyip Erdoğan’ın özgürlük ve demokrasi aşığı olduğu masalına inanır?
Türkiye’de fikir ve düşünce özgürlüğünü korumak için bizler Ulusal parti olarak AKP’nin -baskı düzenini güvence altına alacağı- faşist anayasasına hayır diyoruz.
Kandırmacalarla dolu paketteki dikkat çekici maddelerden birisi de memurlarla ilgili… Memura toplu sözleşme hakkı var fakat grev hakkı yok.
AKP iktidarında memura, öğrenciye, çiftçiye, şehit ailesine işletilmeyen demokrasi Pkk’lı teröristlere işletildi. Terörle mücadele eden ne kadar komutan varsa hepsini hapse gönderen Tayyip’in hukuku, Habur’da özel yetkili mahkemelerce- dağdan gelen eli kanlı teröristleri, serbest bıraktırdı.
Devletin polisine Molotof atan Pkk’lı çocukları serbest bırakan Akp direnişteki tekel işçilerine ve 1 Mayıs’ı kutlayan emekçilere polislerle saldırdı.
Memurların, emekçilerin ezilmesine ve sömürülmesine karşı bizler Ulusal Parti olarak AKP’nin zulüm anayasasına hayır diyoruz!
Gelelim şu 12 Eylül meselesine…
Değerli arkadaşlar, 12 Eylül’ün acısını ve baskısını sağcısıyla solcusuyla tüm Türkiye çekti. 12 Eylül döneminde yüz binlerce insan tutuklandı, işkence gördü, idam edildi... Peki, referandum için meydanlarda 12 Eylül karşıtı kesilen Tayyip o günlerde ne yapıyordu? Futbol oynuyordu! Bugün meydanlarda pervasızca 12 Eylül mağduruymuş gibi oynayan Tayyip o dönemde göz altına bile alınmamıştır. On binlerce insan fişlenip işlerinden olurken o İETT’de memurluk görevine devam etmiş ve İETT SPOR kulübünde futbol oynamıştır. E, haliyle bir mağduriyet söz konusu değildir.
Tam tersine 12 Eylül’ün hiç dokunmadığı aksine sahaya sürdüğü iki faşist hareket AKP ve PKK bugün Türkiye’de saltanatını sürmektedir.
Bugün o Fethullah Gülenlerin 12 Eylül’ü zamanında nasıl savunduklarını biz çok iyi biliyoruz. İnanmayanlar Sızıntı Dergisi’nin Ekim 1980 sayısına bakabilirler.
O Abdullah Gül'ler Bülent Arınç'lar daha düne kadar Kenan Evren’le samimi samimi pozlar veriyorlardı.
Çok açık söyleyelim, bugün o Abdullah Gül'ler, Tayyip Erdoğan'lar ve diğer beslemeler şimdiki makamlarını mevkilerini 12 Eylül’e borçlular. 12 Eylül balyozu ülkücülerin ve solcuların başına inerken Tayyip Erdoğan’a ve İslamcılara ‘yürü ya kulum’ dedi.
Yoksa Tayyip gibi kıytırık bir örgütün silik bir militanı darbeden 13 yıl sonra düzenin en büyük rant kaynağının- İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin başına geçebilirmiydi?
Abdullah Gül Sakarya Üniversitesi’nde yapılanan şeriatçı bir terör örgütüne üyelikten yargılanmak için cezaevine girmişken sihirli bir el onu hemen içerden çıkarmadı mı? Daha davası devam ediyorken Turgut Özal’ın referansıyla İslam Kalkınma Bankası’na devlet adına temsilci olarak atanıp Suudi Arabistan’a gönderilmedi mi?
Peki, ya 12 Eylül’den önce kimsenin adını bile bilmediği, Diyanet İşlerinin açtığı imamlık sınavını kıl payı kazanmış, orta zekâlı, düşük karizmalı sıradan bir Amerikancı, sağcı ve Komünizm İle Mücadele Derneği militanı olan Fethullah Gülen?
Birden bire 12 Eylül bu adamı nasıl sivriltti? Bugün Fethullah Gülen ve cemaati acayip derecede demokrasi aşığı (!) olmuş. Öyle ki Türk Ordusu’na her fırsatta saldırıyorlar. Referandumdan önce Zaman gazetesinde 12 Eylül hikâyeleri eksik olmuyor. Bazı eski ülkücü ve solculardan demeç alıp, onlara “çekilen acılar” için “evet” oyu kullanacaklarını söyletiyorlar.
12 Eylül döneminde Fethullah Gülen tıpkı çift Abdullah ve Tayyip gibi korundu, kollandı ve yükseltildi. Öyle ki o dönem Fethullah Gülen hakkında devam eden bir dava vardı.
Bunun için kendisini gözaltına alan Burdur Emniyet Müdürü anında ertesi gün Erzurum’a sürülmüştü. Yani ABD Fethullah Gülen’in de önünü açtı.
Şimdi hepsi 12 Eylül’e karşıymış (!) Dalga mı geçiyorsunuz. Böylesine ekmek yediği tekneye pislemek denir.
30 yıl sonra atıp tutmak kolay ey Akp, ey Fethullah Gülen! 12 Eylül’e karşı o dönem kılınızı kıpırdattınız mı? Buyurun beyler, açıklayın! Tek bir basın açıklaması, gösteri veya onu da geçtik bir tek makale, köşe yazısı yeter. Tek bir örnek gösterin. 12 Eylül’e o dönem bir taneniz karşı çıktı mı?
Aziz Nesin, 12 Eylül faşizmine karşı korkusuzca bir girişimde bulunmuştu. “Aydınlar Dilekçesi”. Bu dilekçeye imza atan tek bir İslamcı ve liboş gösterin. Bırakın bu mücadeleyi desteklemeyi, İslamcılar o Aziz Nesin’i katletmeye kalkmadı mı? Ve efendileri ABD için köpekler gibi devrimcilere saldırmaya devam etmediler mi? Akp’nin zihniyeti de tarihi de ortadadır!
Türk Milletinin bu yalanlara karnı tok. İşte bu 12 Eylül takiyesine son vermek için ve 12 Eylülden daha 12 Eylülcü anayasa değişikliğine bizler Ulusal Parti olarak hayır diyoruz!
Tayyip miting meydanlarında bol keseden sallıyor. Eğer yeni değişikliğe evet dersek, vatandaş MİT’e gidip kendisi hakkındaki dosyayı isteyecekmiş. Sonra da orada yanlışlıklar varsa tashih edebilecekmiş.
Tayyip hızını alamıyor. Yeni değişikliğe evet dersek çocuklar, sakatlar ve yaşlılar yaşayacakmış. 12 Eylül’den hesap sorulacakmış. Gerçek demokrasi kurulacakmış.
Tayyip “evet” oyu çıkarsa gerçekleşecek olanların tam tersini vaat etmektedir. Bu ise şaşırtıcı olarak gözükebilir ama geçerli bir propaganda yöntemidir. Nazi rejiminin ünlü propaganda bakanı Goebbels’in yalan hakkında ünlü bir sözü vardır: “Eğer bir kişi yalan söyleyecekse, büyük bir yalan söylemeli ve bu yalana hep sadık kalmalıdır.”
“Bir şey yeterince tekrarlanırsa gerçek olur. Hıristiyanlığın en büyük gücü 2000 yıldır aynı şeyi tekrarlamasıdır.”
Bugün halkın önündeki tercih şu: Tek parti idaresine dayanan faşist düzen mi yoksa hukuk devleti ilkesine dayanan klasik çok partili demokrasi mi?
AKP şu koza oynuyor: Halk beni yenilmez görecek. Dikta altında ezilmemek için de iktidarın dediğini yapıp evet diyecek.
Oylamanın sonucu pek çok kritik meseleyi etkileyecektir:
Mesela Ergenekon davası hukukun içine çekilebilecek mi? Yoksa özel yetkili faşist yargı bir örümcek ağı gibi genişleyip tüm hukuk sistemimize tamamen egemen mi olacak?
AKP ve BDP gibi demokrasi ve Cumhuriyet karşıtı ve faşist partiler dokunulmazlık mı kazanacak?
Anayasa Mahkemesi hükümet komiserlerinin organı mı olacak? Yürütmenin Anayasal denetimi ve dolayısıyla Anayasa böylelikle fiilen yok mu edilecek?
HSYK ve YAŞ’ ta yaşanan kriz nasıl sonuçlanacak? Bağımsız yargı mollalara mı teslim edilecek? Cumhuriyet Ordusu dağıtılacak mı?
Adım adım Anayasa’nın ilk üç maddesi ortadan kaldırılacak mı? Türkiye önce federe bir İslam devleti haline getirilip sonra da Afganistan ve Irak gibi parçalanacak mı? Referandum sonrası esas teklikeler bunlardır!
Fakat Türk Milleti neyin ne olduğunun farkında. Tüm baskılara rağmen Türk Milleti 1980’den ders çıkarmıştır. Oynanan oyunun, kandırmacanın farkında olan halkımız FAŞİZME DE, DİKTAYA DA TAYYİBE DE referandumda “HAYIR” DİYECEKTİR…!
Hakan Edirne
Ulusal Parti Mersin İl Başkanı
|