Ulusal Parti Genel Başkanı Gökçe Fırat Çulhaoğlu’nun Basın Açıklaması:
Referandum bitti, Şeriatçı diktatörlük başladı!
12 Eylül Referandumu öncesinde demokrasi, insan hakları aldatmacası ile halkımızın kafasını karıştırmaya çalışan, büyük bir yalan kampanyası yürüten AKP iktidarı referandum sonrası uygulama ve tavırları ile hiç vakit kaybetmeden Şeriatçı bir diktatörlük kurmaya başlamıştır.
Şeriatçı diktatörlüğün ilk adımı yargının tam anlamıyla ele geçirilmesi için başlayan operasyondur.
HSYK seçimlerinde Adalet Bakanlığı doğrudan taraf konumuna gelmiş, dünyanın hiçbir ülkesinde görülmemiş bir şekilde bir kısım savcı ve hakimler Adalet Bakanlığı listesine dahil edilmiş ve öyle seçime girmiştir. Büyük bir baskı altında girilen seçimlerde Adalet Bakanlığı listesine giren adaylar firesiz seçilmiştir.
Tek bir fire olmaması bile, uzun süren bir altyapı çalışmasının olduğunun, iyi bir koordinasyonun kurulduğunun, karşı tarafta olanların sindirildiğinin ve korkutulduğunun kanıtıdır.
Anayasa Mahkemesi’ne yaşı tutmayan Sayıştay adayının atanmış olması, Barolar tarafından belirlenen adaylardan Şeriatçı kimliğiyle bilinen adayın seçilmiş olması, seçim sonrası bu adayın “takdiri ilahi” açıklaması yapması, Anayasa Mahkemesi’nin de Şeriatçı kadrolaşmaya maruz kaldığını göstermektedir.
Hele hele Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın siyasi çıkışlara başlaması, AKP yöneticisi gibi muhalefet partileri ile polemiğe girişmesi, yargının AKP’nin kontrolüne girdiğinin açık göstergeleridir.
Tam bu sırada türbanın üniversitelerde fiilen serbest kalması, ortada bulunan yargı kararlarının hiçe sayılması, Türkiye’nin hukuk değil “oldubitti” devleti haline geldiğini göstermektedir. İktidarı eline geçirenler hukuku doğrudan yok saymışlardır.
Tayyip Erdoğan türban aldatmacasına devam etmektedir. Ama bir taraftan türbana karşı çıkan herkes susturulmaktadır.
Yıldız Teknik Üniversitesi’nde “türbana hayır” diyen öğrenciler önce Şeriatçılar tarafından, ardından da polisler tarafından dövülmüştür. Demek ki yeni dönemde “türbana hayır” demenin cezası ya Şeriatçının değneği ya da polisin copu olacaktır.
Cumhurbaşkanı’nın eşi türbanı ile asker denetimlerine çıkmıştır. Yakında Şeyhülislamın asker denetimine çıktığını da göreceğiz demektir.
“Türban serbest olsun, biz de sizin kıyafetinize karışmayalım” diyen anlayış ne kadar da samimiyetsiz olduğunu ilk örneklerde hemen ortaya çıkartmıştır.
Tayyip Bey, “isteyen mini etek giysin isteyen türban taksın” demektedir. Ama Cumhurbaşkanı eşi türban takarken konuk Alman Cumhurbaşkanının eşinin etek boyu “kısa” bulunmuştur. Alman Cumhurbaşkanının eşi bile ertesi gün daha uzun bir etek giymek zorunda kalmıştır. Şeriatçı mahalle baskısı mahalle sınırlarını aşmış, Almanlara bile baskı kurulur hale gelmiştir.
Sakarya Valiliği Cumhuriyet Bayramı törenlerine uzun etekle gelme şartı getirmiştir. Cumhuriyet’in yıldönümünde bile etek boyu baskısı yapan zihniyetin, yarın öbür gün, kısa etekliler sokağa çıkmasın, cami önlerinden geçmesin diyecekleri günler de demek ki yakındır.
Tüm bunlara karşı çıkan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına ise linç kampanyası başlatılmıştır. Şeriatçı azgınlık, bağnazlık, hukuk tanımazlık o ölçüde pervasızlaşmıştır ki, sadece görevini yapan, yasaları savunan Başsavcı, adeta ‘recm’ edilmektedir.
Oysa Başsavcının görevi hukuku işletmek, hukukun dışına çıkan partileri uyarmaktır. Başsavcı görevini yapmaktadır ama günümüzde görevini yapan hukukçu bulmak bile artık bir istisna haline gelmiştir.
Görülen odur ki gerek HSYK’da ele geçirdikleri güçle, gerekse Anayasa Mahkemesi’nde elde ettikleri kazanımlarla, AKP iktidarı muhalefet için “hukuk içinde” muhalefet imkanını ortadan kaldırmıştır. Artık “hukuk içinde mücadele” bir avutmacadan ibarettir, çünkü hukuk AKP’nin ve Tayyip Erdoğan’ın eline geçmiştir.
Tayyip Erdoğan şu anda hiçbir İslam Halifesinin, hiçbir Osmanlı padişahının elinde olmayan büyük bir güce sahiptir. Gerek Halifelik döneminde, gerekse Osmanlı döneminde yargı bu ölçüde iktidara bağımlı hale gelmemişti.
Tayyip Erdoğan bu haliyle ancak Firavunu ve Nemrut’u andırmaktadır.
Fakat bu sınırsız güç Tayyip Erdoğan’ı ve ona güvenenleri, onun yandaşlarını, ona kulluk etmeyi Allah’a kulluk etmeye tercih eden çeşitli tarikat ve cemaatleri şımartmamalıdır.
Tarihin en büyük gerçeği, halkın zalim nemrutlara ve firavunlara karşı mücadelesidir.
Tayyip Erdoğan’ın sonu da diğer diktatörlerden farklı olmayacaktır.
|