Ulusal Parti Ayvalık İlçe Başkanı
Sevgi Bilgiç'in
basın açıklaması:

Türban,
kadının tutsaklığıdır
Türbanın Türkiye'nin gündemine 12 Eylül 1980'de girmesi rastlantı değildir. 12 Eylül 1980 Amerikancı darbe sonucunda, gericiliğin ve bölücülüğün önü açılmıştır. İmam Hatip liselerinin, Kuran kurslarının çoğalması, okullarda din derslerinin zorunlu tutulması gericiliği güçlendirmiş, tek lâik Müslüman ülke olan Türkiye'de yapay bir "türban sorunu" yaratılmıştır. Sanki daha önce bu ülke Müslüman değildi! Sanki daha önce Türk kadını dinine, gelenek ve toplum kurallarına aykırı giyiniyordu! Yıllardır Türk kadınının başına örttüğü "başörtüsü, eşarp, yazma ve tülbent" birdenbire "türban"a dönüştürüldü. Siyasi bir konu, siyasi bir simge olarak yıllardır gündemi oluşturuyor. Gericiler kendi tabanına, "türban dinin gereğidir, inançlı kızlarımız üniversiteye türbanıyla girebilmelidir" derken, kazanmak istedikleri lâik kesime de "Bir bez parçasından kriz yaratmayın, bu bireysel bir özgürlüktür" deniyor. Diyelim ki o kızlarınız üniversiteyi türbanıyla okudu, diplomayı aldı. Sonra, o türbanlı kızınızı eve mi kapatacaksınız? Çünkü lâik bir toplumda, hiçbir dini simge kamusal alanda bulunamaz. Bu eylem türü, Anayasa'ya, lâiklik ilkesine, Devrim Yasaları'na ve Kılık Kıyafet Kanunu'na aykırıdır.
Gelelim, "bez parçası" söylemine. Mademki "bir bez parçası" diye aşağılıyorsunuz, niye bu küçümsediğiniz bez parçasına sarılıp, yıllardır siyaset yürütüyorsunuz? Türk insanının alın karıştırıp, oylarını alıyorsunuz? Sorunun en garip yönü de, kadınların kafasını bohçalamak için, onları çarşafla kapatmak için uğraşan erkeklerin sayısının, her geçen gün artıyor olması. Sorunun en acı yönü ise bu tür kadınların, çağın gerisinde kalmak için, erkeklerin baskılarına ve oyunlarına boyun eğdikleri için, ikinci sınıf vatandaş olmayı kabullendikleri için, böylesine çirkin ve garip bir gürünümde dolaşmalarıdır.
1980 öncesinin o siyah-beyaz fotoğraflarına bir bakalım. O fotoğraflarda ATATÜRK'ün çağdaş, lâik, özgür kadınlarının zarif ve şık görüntülerini görürsünüz. Bugün ise gericiliğin, yobazlığın "özgürlük-insan hakları-inancın gereği" gibi çarpıtma söylemlerle, tüm topluma dayatıldığını izliyoruz. Hem de türlü çelişkilerle. Eşinin hükümetten ihale kapıp, türedi zenginleşen, yeşil giyinip, jiplerle gezerken, yoksul türbanlıya da pazardan ucuz türban ya da kara çarşaf uygun görülmektedir. Hani insan hakları? Hani "dinde israf haramdır" kuralı?
12 Eylül halkoylaması öncesinde "demokrasi, insan hakları" aldatmacası ile büyük bir yalan kampanyası yürüten AKP, uygulamalarıyla hiç zaman yitirmeden "Şeriatçı bir diktatörlük" kurmaya başlamıştır. Bunun ilk örneği de yargının ele geçirilmesi operasyonudur. HSYK seçimlerinde, Adalet Bakanlığının listesindeki adayların kazanması, baroların belirlediği Şeriatçı adayların seçilesi, Anayasa Mahkemesi'nin hukukçu olmayan başkanı Haşim Kılıç'ın, AKP yöneticisi gibi siyasi çıkışlar yapması, yargının AKP'nin denetimine girdiğinin açık göstergeleridir. Yıldız Teknik Üniversitesi'nde "türbana hayır" diyen öğrenciler, Şeriatçılar ve polisler tarafından dövülmüşlerdir. Soruşturma sonuçlanıncaya dek okula alınmayarak, öğrenim hakları da engellenmiştir.
Bu arada Sakarya Valiliği'nin Cumhuriyet Bayramı törenlerine "uzun etekle gelme" koşuluna ne demeli? Demek ki bir süre sonra "kısa etekliler, şort ve askılı bluz giyenler sokağa çıkamaz" diyecekleri günler de gelecektir! Şeriatçı bağnazlık, hukuk tanımazlık ölçüsünü o denli kaçırmıştır ki, görevini yapan, lâikliği savunan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'na bile linç kampanyası başlatmıştır.
Tüm bu olumsuz gelişmelere karşın Mustafa Kemâl ATATÜRK'ün çağdaş, lâik, özgür Türk kadınları olarak AKP'ye de "türbanı biz çözeriz" yarışına girmiş partilere de, çeşitli tarikat ve cemaat baskılarına da tepkimizi göstermeyi bilmeliyiz. Ve ATA'mızın bizlere verdiği tüm demokratik haklardan da ASLA ödün vermeyiz. Çünkü biliyor ve inanıyoruz ki; Türk kadınının onuru ve özgürlüğü, Türkiye Cumhuriyeti'nin özgürlüğü ve bağımsızlığıdır.
Sevgi Bilgiç
Ulusal Parti Ayvalık İlçe Başkanı
|