Gökçe Fırat kendini anlatıyor


 
"Türk Kızının Gelinliği Beyaz Kefen"
"Türk Kızının Gelinliği Beyaz Kefen"
"Türk Kızının Gelinliği Beyaz Kefen"
"Türk Kızının Gelinliği Beyaz Kefen"
Hoşgeldin Ulusal Parti
PKK'yı Karadeniz'e Sokmayacağız!
Atatürkçü Parti Geliyor!
Neden Atatürkçü Parti
Türkiye Türklerindir
İleri Dergisi
Türksolu Gazetesi
İleri Dergisi

Gökçe Fırat'la söyleşiler-7
Gökçe Fırat kendini anlatıyor

Gökçe FıratGökçe Fırat kimdir?

Parti hakkında uzun uzun konuştuk, biraz da sizi tanıyalım. Kimdir Gökçe Fırat, nerede ne zaman doğdu?

Doğma büyüme İstanbulluyum. 1974 yılından beri İstanbul’da yaşıyorum. Tekirdağ’da, Çerkezköy’de bir köyümüz olsa da birkaç kuşaktır İstanbul’dayız.

Peki zengin birisi misiniz? Malum, Türk siyasetinde kendi zenginlikleriyle parti yaratan liderler de çok oldu.

Hiçbir malvarlığım yok. Herhangi bir parasal kaynağı olan bir insan değilim. Sıradan herhangi bir Türk vatandaşın gelir düzeyi neyse benim gelir düzeyim de odur. Zaten bu gelir düzeyindekilerin siyasete müdahale etmesi gerekiyor. Ve etrafımıza topladığımız bizimle birlikte hareket eden insanlar da Türkiye’nin orta hatta yoksul kesimleri.

Aileden gelen bir zenginliğiniz var mı?

Ailem de aynı şekilde. Babam hayatta değil. Şu anda siyasi parti çalışmalarına annem, kardeşlerim de katılıyorlar. Ailemiz de bildiğiniz sıradan bir memur ailesi.

Eğitim durumunuz nedir?

Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitirdim. Daha sonra orada Kalkınma Ekonomisi’nde yüksek lisans yaptım. Ama onda da tez aşamasında bıraktım.

Kendinizi ne olarak tanımlıyorsunuz, iktisatçı olarak mı?

Kendimi devrimci olarak tanımlıyorum. Sonuçta bu mücadeleyi sürdürmek için bilmeniz gereken her şeyi öğrenmek zorundasınız. Buna iktisat da dahil, sosyoloji de, sanat da. Dolayısıyla tek yönlü bir siyasetçi başarılı olamaz. Ben de elimden geldiğince daha bütünlüklü bir insan olmaya çalışıyorum.

Üniversite yaşamına neden devam etmediniz? Üniversite kariyeri önemli bir avantaj değil mi?

Vallahi bunu genelde üniversite camiası düşünür ama ben buna inanmıyorum. Tersine akademik kariyer büyük çoğunlukla hayattan kaçıp sığınılacak bir burjuva sığınağıdır. Çok başarılı bir okul hayatım olmasına rağmen bunu yarıda bıraktım çünkü akademik ünvanların arkasına sığınan biri olmak istemedim. Bu bana çok ters geldi.

Eğitim sistemimizi toptan red mi ediyorsunuz.

Sistemi reddediyorum. Açık söylemek gerekirse bizim üniversitelerimizin düzeyi sokağın düzeyinden çok da ileri değildir. Ama Türkiye’de çok iyi bazı öğretmenler ya da akademisyenler de elbette vardır.

Mesela ilkokul öğretmenimi hiç unutmam. Gecesini gündüzünü bize adayan bir insandı kendisi. Ben bu açıdan şanslıydım, iyi bir ilkokul öğretmeni insanın temelinin sağlam olmasını belirliyor.

Aynı şekilde üniversitede bazı hocalarımızın da hakkını asla yiyemem. Mesela Kalkınma İktisadı’ndaki hocalarımın çok büyük faydasını görmüşümdür.

Ama en önemlisi elbette insanın okuma sevgisiyle büyümesi. Sanırım en büyük avantajım da bu oldu, kitap sevgisi olan bir ailede büyüdüm, kitap okuyarak yetiştim.

Aileniz fikri gelişmenizde katkı sundu mu?

Doğrudan değil ama zaten ilerici bir aile ortamı pek çok şeyi sağlıyor. Ailem o dönem için sol görüşlü bir aileydi. Mesela ben 12 Eylül sabahını çok iyi hatırlarım. Henüz altı yaşındaydım ama o sabah evde kitapları yaktığımızı, bir kısmını sakladığımızı gayet iyi hatırlıyorum.

Kitap yakmaktan kitap yazmaya bir geçiş yani...

Maalesef bu ülkenin insanları kitaplarını yakmak zorunda bırakıldı. Şu anda da benzeri bir şekilde insanlar Ergenekon korkutmacasıyla kitaplarını yakıp arşivlerini yok ediyorlar. Değişen bir şey yok. Ve belki şu an insanlar evlerindeki TÜRKSOLU gazetesini veya benim kitaplarımı saklıyordur.

Kaç kitabınız var yayınlanmış?

Sanıyorum 13. Bu açıdan bakıldığında herhalde Türkiye’nin en üretken siyasi lideri olacağım.

37 yaşındasınız. Genç bir lidersiniz.

Türkiye şartlarında sanırım en genç siyasi parti lideri ben olacağım.

Bu kadar gençsiniz, siyasi tecrübeniz var mı?

Aslında oldukça fazla bir siyasi tecrübem var. 1990’lı yıllarda lise yıllarından itibaren o dönem pek çok genç gibi ben de devrimci mücadeleye atılma gereği duydum. 18-19 yaşından beri fiilen devrimci mücadelenin içinden geliyorum. Dolayısıyla en azından bir 15 yıllık siyasi tecrübem var.

İşçi Partisi’nden neden ayrıldım?

İşçi Partisi’nde bir geçmişiniz olduğu söyleniyor.

Sanıyorum 1993-94 yılında İşçi Partisi’ne katıldım. Henüz 19 yaşındaydım. Partinin gençlik teşkilatını İstanbul’da kuran isimlerden biriydim. En sonunda ayrıldığım dönemde Merkez Komitesi üyeliğine kadar yükseldim. Gençlik sorumlusuydum.

İşçi Partisi’nden ayrıldım diyorsunuz ama İşçi Partisi sizi attığını söylüyor.

Doğu Perinçek ve yanındaki bazı insanlar benim aleyhimde bir kampanya yürütüyorlar çok uzun bir süredir. Fakat bu yürüttükleri kampanyaya karşı bizim tavrımız ne oldu derseniz, mesela ben şahsen bunlardan etkileniyor muyum? Hiç etkilenmiyorum. Şimdi Mevlana’nın bir sözü vardır: “Her adama söyleyecek lafımız vardır lakin once lafa bakarım laf mı diye sonra adama bakarım adam mıdiye.”

İkincisi söyledikleri şeyin yalan ve iftira olduğu ortada. Doğu Perinçek etrafına açıklayamayacağı pek çok şeyi olan bir insan. Diyebilir ki ben Gökçe Fırat’ı attım partiden.

Hatta MİT ajanı olduğunuzu tespit ettiği için attığını söylüyor.

Öyle de diyebilir. MİT ajanı olduğu için attım, şu diye attım, bu diye attım diyebilir. Peki bu adam bugüne kadar bu tür bir kampanya yürüttüğü bir insan hakkında en ufak bir belge sunabildi mi? Kamuoyunu aydınlatabilecek en ufak bir şey çıkarabildi mi? Yok.

Enteresan bir durum onun açısından. Mesela benim hakkımda o iftiraları attığı bir toplantı düzenledi partisinde. Tabii beni savunan insanlar çıktı, dediler ki ona madem ajan diyorsun kanıtın var mı diye. Doğu Perinçek’in cevabı manidardır aynen şöyle diyor: Bana inanmayan, kanıt isteyen de ajandır!

Açık bir yargısız infaz yaptı, etrafını korkuttu, sindirdi. Şimdi Ergenekon’daki hukuksuzluktan çok yakınıyor ama kendisi hukuksuzluğun daniskasını yapmış biridir. Etme bulma dünyası derler ya aynen öyle, şimdi diyor ki hapiste benim aleyhimde kanıt gösterin diye savcılara, savcılar aynı Doğu Perinçek metoduyla cevap veriyorlar, kanıt bekleyen de Ergenekoncudur!

Doğu Perinçek’in çok küçük de olsa, bir tarikat gibi de olsa sonuçta bir parti tabanı var. O parti tabanını ayakta tutmak zorunda.

Gökçe Fırat, Doğu Perinçek için bir rakipti partinin içerisinde. Gökçe Fırat partinin gençlik lideriydi. Gökçe Fırat Doğu Perinçek’ten sonra başa gelecek adam olarak gösteriliyordu. Doğu Perinçek tabii Gökçe Fırat’ı engellemek istiyordu. Yani bu bir siyasi mücadeledir. Ama Doğu Perinçek tüm siyasi mücadeleleri bilirsiniz o ajan bu ajan diye yürüten bir insandır. Başka bir politika yapma tarzı yoktur. Bana karşı da aynısına girişti.

Fakat biz bunlardan etkilenmedik. Kamuoyu da ne olup ne bittiğini uzun bir süredir izliyor. Yani Doğu Perinçek istediği kadar bağırsın çağırsın, fakat TÜRKSOLU hareketi bir parti olarak karşısına çıkacak.

Peki İşçi Partisi’nden niye ayrıldınız?

Ayrılma dönemimizi, tabii bunlar ayrıntıyla anlatılabilecek olaylardır ama kısaca özetleyeyim. İşçi Partisi’nin içerisinde Doğu Perinçek’e rakip olarak gösteriliyordum, birincisi.

İkincisi televizyon programlarında partiyi temsil ediyordum. İnsanlar benim etrafımda toplanmaya başlıyordu. Dolayısıyla Doğu Perinçek rakibi olarak gördüğü için, kıskançlığı olduğu için benim aleyhimde belli şeylere girişmeye başladı. Beni engellemeye çalıştı.

Üçüncüsü ben o siyasi parti içerisindeyken en yüksek mevkilerde bile hiçbir zaman partiyi eleştirmekten çekinmedim. Hatta istiyorlarsa yayınlayabilirler de benim parti teşkilatlarında yaptığım eleştirel konuşmaları. Hepsi kayıtlıdır.

Dolayısıyla parti içerisinde gençlik ile parti teşkilatı arasında bir bölünme oldu. Bu bölünme içerisinde Doğu Perinçek ve benim arama giren bu olay nedeniyle ben partiden istifa ettim. Ama ben partiden istifa ederken aynı zamanda gençlik teşkilatı da benimle birlikte ayrıldı. Dolayısıyla ortada bir atma-atılma değil, gençliğin İşçi Partisi’nden ayrılması denilen bir olgu var.

İşçi Partisi’nde Kemalist olmakla eleştiriliyordum

Aranızda kişisel bir husumet mi vardı?

Doğu Perinçek’le Gökçe Fırat arasında kişisel bir mücadele mi derseniz, Doğu Perinçek açısından öyle olabilir. Benim açımdan hiçbir zaman öyle bir şey olmadı. Şu an için de öyle bir şey yok. Ama sonuçta iş bu noktaya geldiği zaman, yani Gökçe Fırat mı yoksa Doğu Perinçek mi noktasına geldiği zaman, sol içerisinde yaşanan klasik bir parti bölünmesi olarak bakmak gerekir olaya. Benim görüşlerimi destekleyen ve bana inanan insanlar, genç arkadaşlar benimle birlikte hareket ettiler, Doğu Perinçek’e inananlar onunla birlikte hareket ettiler. Bu kadar basit.

Peki ayrılığınız salt bir iktidar mücadelesinin sonucu muydu, yoksa ideolojik siyasi bir zemini var mıydı?

Elbette siyasi ideolojik bir zemini vardı. Biz o parti teşkilatında ve o partinin siyasi yöneliminde pek çok şeyi eleştiriyorduk. Bu eleştirdiğimiz şeylerden bir tanesi nedir derseniz, benim sanıyorum 1998-99 yılında yazılmış bir kitabım var: “Cumhuriyet Bize Emanet”. Şimdi o kitap yayınlandığı zaman mesela beni parti içerisinde çok eleştirdiler partiyi Kemalist yapıyorsun diye. Dolayısıyla bizim bugün girdiğimiz yüzde yüz Atatürkçü yönelime daha 1998 yılında “Cumhuriyet Bize Emanet” kitabıyla birlikte zaten girmiştik.

Elbette ideolojik farklılıklarımız da vardı. Ama aynı zamanda parti içinde gelişen bir iktidar mücadelesi vardı. Bunun dışında tabii Doğu Perinçek’in kişisel çekememezliği vardı. Şimdi Doğu Perinçek çok şey konuşabilir, kamuoyu farkındaysa ben Doğu Perinçek hakkında konuşmuyorum, ama konuşacağım zaman, Doğu Perinçek hakkında söyleyecek çok şeyim var. Kendisi de bunu biliyor.

Yani şu anda korku içinde yaşıyor olabilir. Ben Doğu Perinçek’in en yakınında yer almış, karısını, kızını yedi sülalesini hatta kendisinin her türlü özel şeyini bilen bir insanım. Doğu Perinçek o nedenle kendisine karşı girişilecek bir şeyi engellemek için şu anda üste çıkmaya, çamur atmaya çalışıyor.

O açıdan kendisini de haklı buluyorum. Zaten 70’ine dayanmış, ihtiyarlamış, başarısız olmuş bir insan. Herhangi bir başarı ihtimali olmayan bir insan. Çok yüksek hırsları olan ama çok az başarı kazanmış bir insan hayatı boyunca. Dolayısıyla bu tür bir yola girecektir, biz de bunu zevkle keyifle izliyoruz açıkçası.

Gökçe Fırat

Bundan sonra da Atatürkçü Türkiye mücadelemizde Yekta Bey’i ve bizi hep yan yana göreceksiniz. Kimileri bizim aramızı bozmak istedi, büyük baskılar yaptılar Yekta Bey’e TÜRKSOLU’ndan desteğini çekmesi için. Ama Yekta Bey baskıya boyun eğmeden hep dik durdu, bizi savundu ve yalnız bırakmadı.
Bu bir namus ölçütüdür, Türk aydınının gösteremediği namusu göstermiştir Yekta Bey.

Peki çekinmiyor musunuz, örneğin parti kurulduktan sonra aleyhinizde bir kampanya başlatmasından.

Sadece Doğu Perinçek değil, sonuçta Perinçek çok küçücük bir figür, ama diyelim ki Hürriyet gazetesi beni sürmanşetten haber yaptı. O gün gazeteyi elime aldığım zaman korktum mu, korkmadım. Hatta sevindim. Biz hatta basında aleyhimizde haber yapanları arar teşekkür ederiz. Bizim için reklamın iyisi kötüsü olmaz. Halk sonuçta ne alacağını bilir. Sonuçta bizim aleyhimizde kampanya yapanlar, hele Doğu Perinçek gibi insanlar kampanya yapıyorsa, bu zaten bizim için olumlu bir kampanyaya dönüşüyor. O yüzden yapmalarını istiyoruz açıkçası. Herhangi bir korkumuz, kaygımız falan da yok.

Peki siz şu anda İşçi Partisi’ni ideolojik olarak çok eleştiriyorsunuz. Hatta geçmişlerini de eleştiriyorsunuz. Belli hatalar yaptıklarını da söylüyorsunuz. Ama siz de sonuçta o geçmişte, gençlik kolları yöneticisi konumda da yer almış birisi değil misiniz? O hatalı geçmişte sizin de payınız olmuş olmuyor mu?

Elbette yok. Benim partiye girdiğim dönemlerde, yani 94’ten sonraki dönemde yapılmış bir hata yok. Ama 94’ten önce Doğu Perinçek’in yaptığı tonla hata var. Ben Partide bulunduğum dönemlerde her zaman o Aydınlıkçı geçmişi eleştirmiş bir insanımdır. Bunun yazıları da vardır, konuşmaları da vardır. Dolayısıyla her şey ortada.

Ama benim dönemimde de partide yanlış yapılmadı mı? Yapıldı ama o dönem yapılmış tüm yanlış şeylere zaten itiraz etmişimdir. O partide herkes bilir ki koca koca adamların hepsi suspus olurken konuşabilen bir tek Gökçe Fırat vardı.

Kaç yaşında ayrıldınız İşçi Partisi’nden?

25 yaşındaydım.

O yaşta ayrıldınız, neye güvendiniz? Hiç korkmadınız mı?

Valla hiçbir şekilde korkmadık. Neden korkalım? Sonuçta bu vatan için mücadele ediyoruz diyorsak, bir devrimci mücadele vereceğiz diyorsak insanların kendisine güvenmeleri gerekir. Biz de kendimize güvendik. Ayrıldığımız zaman tüm arkadaşlarımla, bugün TÜRKSOLU hareketinin önemli kadroları olan arkadaşlarla bir devrim yemini ettik. Biz o günden bugüne ettiğimiz yeminde Doğu Perinçek’ten bir hesap sorma veya İşçi Partisi’nden bir hesap sorma gibi bir hedefimiz yoktu, ama hesabını soracağız.

Nasıl soracaksınız?

Gireceğimiz genel seçimlerde Doğu Perinçek benim başbakan olduğumu izlemek zorunda kalacak. Bana karşı muhalefet eden bir parti olarak kalacak.

Benim tek üzüldüğüm nokta, yaşının çok ileri olması, isterim ki 90 yaşına kadar yaşasın da, 90 yaşına kadar Başbakan Gökçe Fırat’ı izlesin. Ama sanıyorum herhalde yaşı 70’e falan yaklaştı. Zaten o kadroların hemen hemen hepsinin ölüm haberlerini duyuyoruz. Keşke tabii daha çok yaşasalar da bizim tek isteğimiz o. Bizim başarılarımızı görsünler. Hatta ben başbakan olduğumda 40 yıl boyunca binde yarımı geçemeyen siyasi partilere parasal yardım yapacağız ki ayakta kalabilsinler.

CHP’ye katıldım ama Kemal Derviş üye olunca istifa ettim

Peki İşçi Partisi’nden ayrıldınız, sonraki faaliyetlerinizi anlatır mısınız?

İşçi Partisi’nden arkadaşlarımla birlikte 2000 yılında ayrıldım. 2001 yılına kadar geçen süreç içerisinde üniversitelerde Atatürkçü faaliyetlerimize devam ettik. O dönemin faaliyetlerinden bir tanesi nedir derseniz Atatürkçü Düşünce Kulüplerinin Türkiye çapında etkin hale gelmesinde en önemli rolü bizler oynadık. Daha sonra İleri dergisini çıkarttık. TÜRKSOLU gazetesini çıkarttık.

Daha sonra CHP’ye girdiğiniz söyleniyor.

Evet, ayrıldığımız dönemde Cumhuriyet Halk Partisi’nden bir teklif aldık. Bizzat Deniz Baykal’a yakın bir milletvekili sizi ve arkadaşlarınızı partimizin gençlik teşkilatında görmek istiyoruz dedi. Deniz Baykal’ın ve benim katıldığım bir basın toplantısıyla böyle bir açıklama yaptık ama CHP içerisinde çok fazla kalmadık.

CHP’den neden ayrıldınız?

2002 seçimlerine kadar olan süreçte CHP bir taraftan Anadolu Solu gibi söylemler geliştirmişti, artık halkla buluşacağız falan diyorlardı. Biz de tabii o söylemleri hayata geçirebileceğini düşündüğümüz için katıldık. Fakat bir süre sonra gördük ki Kemal Derviş CHP’ye transfer edildi. Kemal Derviş’in CHP’ye üye olduğu gün ben de istifa ettim. Dolayısıyla bizim için CHP süreci çok kısa sürdü.

Peki CHP’de neden daha fazla kalıp mücadele etmediniz?

Kemal Derviş CHP’ye üye olduğu için istifa ettiğimi söyleyen noter tasdikli istifa mektubum vardır.

Bunun da şu açıdan önemi var. Pek çok insan diyor ki niye yeni bir parti kuruyorsunuz, CHP’ye girsenize. Bunu diyen insanlara ben şunu söylüyorum, ben CHP’ye bizzat Baykal ekibinin teklifiyle katıldım. Fakat CHP içerisinde aynı zamanda Kemal Derviş türü hatta ondan çok çok daha kötü insanlar var. Ya onlarla birlikte devam edeceksiniz, yani hem liberalizmi savunacaksınız hem Atatürkçülüğü, hem Kürtçülüğü hem milliyetçiliği… Bunun imkanı yok. Bugün de CHP içerisine girip orayı düzelteyim diye mücadele edecek insanlara şunu söylememiz gerekir: Kürtçülerle, liberallerle, şunlarla bunlarla aynı CHP içerisinde bulunup düzeltemezsiniz. Biz bunu yaşadık, çok kısa sürede gördük ve görür görmez ayrılıp kendi yolumuza devam ettik.

TÜRKSOLU’nun ardında kim var?

TÜRKSOLU’nu kurdunuz, ardından da bir parti teşkilatı yarattınız. Bunun çok büyük bir mali boyutunun da olması gerekir. Sizi mali açıdan birileri mi destekledi? Bir avuç gençle bu noktaya nasıl geldiniz? Arkanızda birileri mi vardı?

TÜRKSOLU’na sorulan sorulardan bir tanesi bu. Bunu eskiden şöyle soruyorlardı, arkanızda ordu mu var, arkanızda sizi destekleyen ulusal bir güç mü var diye soruyorlardı. Bize gelen, bizimle çalışan, bizimle birlikte olan insanlar arkamızda hiç kimsenin olmadığını görürler. Devrimci gençlerin emeğinin, halkın desteğinin dışında hiçbir şeye dayanmayan bir siyasi hareketiz. Bizim arkamızda başka birinin bulunduğunu iddia eden insanların, bizim aleyhimizde propaganda yürüten insanların ortaya koyabileceği herhangi bir kanıt yok. Zaten olsa bin defa çıkartırlardı hiç merak etmeyin.

Ne yaptıysak diyorsunuz, kendimiz yaptık.

Evet ne yaptıysak kendimiz yaptık.

Ama şu ana kadar sonuçta sadece bir dergi çevresiydiniz. Şimdi bir siyasi parti kuruyorsunuz. Bunun çok daha büyük bir maliyesinin, çok daha büyük etki gücünün olması gerekir.

Evet, yine aynı yöntemi izleyeceğiz. Bizim partimize gelecek insanlara şunu söylüyoruz. Çok çalışacaksınız, çok fedakarlık yapacaksınız, halkın desteğiyle tıpkı Kurtuluş Savaşı’ndaki gibi biz bu işi başarabiliriz diyoruz.

İleri ve TÜRKSOLU’nu çıkardığınız dönemi değerlendirdiğinizde kendinizi başarılı buluyor musunuz?

Türkiye’de hemen hemen herkesin okuduğu, bildiği, gözlemlediği bir dergi oldu TÜRKSOLU. Yaklaşık 8-9 yıldır ciddi bir basın faaliyeti yürüttü bu dergi. Ve kendisini dosta da düşmana da kabul ettirdi.

Nedir şu an okur kitleniz?

Sanıyorum 100 binleri bulur. İnternet üzerinden veya abonelik sistemimizle gazetemizi her hafta takip eden sanıyorum 100 binin üzerinde bir insan kitlesi var. Ama bunun çok çok daha ötesinde etkimizin olduğunu da biliyoruz. Bazı yazılarımızın okunması milyonları bulmuştur. Yani TÜRKSOLU’nun temel fikirleri Türkiye’deki hemen hemen her ev tarafından bilinmektedir.

Bu güce nasıl ulaştınız?

Sadece çalışarak, diğer siyasi partilerin yapmadığını yaparak ulaştık. Bakın geçtiğimiz haftalarda Kemal Kılıçdaroğlu özeleştiri şeklinde bir şey yaptı. Diyor ki biz evimize kapandık, internet başına kapandık, halktan koptuk. Bu gerçekten Türkiye’de sadece CHP’nin değil, hemen hemen tüm solcu ve Atatürkçü kesimlerin en büyük yanlışı. TÜRKSOLU hareketi bu yanlışın hiçbir tarafında olmadı.

Mesela sıradan vatandaşlar evinde çayını yudumlarken TÜRKSOLU militanları evleri dolaşırlar. Bizim gazetelerimizi, broşürlerimizi, kitaplarımızı evlere götürürler. Mesela şunu söyleyebilirim. Gökçe Fırat’ın kitapları Türkiye’de hemen hemen tüm evlerde vardır. İleri dergisi, TÜRKSOLU gazetesi mutlaka evlere, kahvelere, bürolara girmiştir: Türkiye çapında çok yaygın bir şekilde kendi emeğimizle tıpkı 68 gençliğinin yaptığı gibi bu hareketi yoktan yarattık.

Basının sansürü halkla buluşmamızı sağladı

Madem bu kadar yaygın ve etkinsiniz sizi ve hareketinizi niye basında televizyonlarda göremiyoruz?

Şimdi korkudan bizi basına çıkartmak istemiyorlar. Mesela biz şunu biliyoruz: Doğan Yayın Grubunun bir kararı vardır, hiçbir yazarı TÜRKSOLU’ndan bahsedemez. Bazen çok azıtıp bu kararı çiğnedikleri dönemler oluyor. Tek tüktür ama genel bir karardır. İstedikleri şey şu TÜRKSOLU’nu halk bilmeyecek. Niye bilmeyecek? Halk bilirse, gerçekten Atatürkçü bir sosyalizm olduğunu, gerçekten milliyetçi bir solculuk olduğunu bilirse, bize yönelir. Basın ısrarla halktan bunun gizlenmesi için çok ciddi bir kampanya yürütüyor. Bize tüm basın kanalları kapalıdır. Ama kapalı olmasının da bizim açımızdan bir avantajı oldu. Biz de gördük ki bu iş basınla olmayacak, devrimcilikle olacak. Biz de kapı kapı dolaşıyoruz. Gazetelerin televizyonların giremediği her eve, her köye mutlaka ulaşıyoruz. Basının bizim aleyhimizdeki bu tutumu aslında bizim halkla çok daha yakından bir temas kurmamız için bir teşvik oldu.

Gökçe Fırat

Basının bu kadar az bahsetmesine rağmen belli yazılarınız nasıl oluyor da milyonlarca insan tarafından okunabiliyor?

Söylenemeyeni söylediğimiz için. Bakın mesela Kürt meselesi. Herkesin düşündüğü bir şey var. Vatandaş sağına bakıyor, soluna bakıyor, tüm dükkanlar el değiştiriyor, tüm mahalleler el değiştiriyor. Ortada açık bir istila hareketi var. Herkes birbirine kulaktan kulağa bunları söylüyor. Bir tane delinin çıkıp avaz avaz bağırması gerekiyor. O deli Türkiye’de TÜRKSOLU oldu. Biz kral çıplak dedik ve insanlar da baktılar ki gerçekten kral çıplak! Kimsenin cesaret edemediğini yaptık. Ama herkesin inandığını söyledik. Onun için bu kadar yaygınlaştık.

Yaklaşık 8-9 yıldır yayın hayatındasınız. Hiç şurada yanlış yaptık dediğiniz, pişman olduğunuz bir yayınınız oldu mu?

Pişman olduğumuz bir yayınımız olmadı açıkçası. Zaten TÜRKSOLU hareketini inceleyecek insanlar şuna bakarlarsa, bu gazetede yazılmış tek bir yanlış yoktur. Gerçekten mesela TÜRKSOLU’nun basın tarihi açısından, siyaset tarihi açısından en önemli başarısı budur. Yazdığımız her şey yüzde yüz doğru çıktı. Yanlışlanmış hiçbir yazımız yoktur.

Ve biz bir şey yazdığımız zaman, şunu biliriz, deriz ki biz bunu yazıyoruz ama çok tepki alacağız. Göğüsleyelim mi arkadaşlar, göğüsleyelim. İki sene sonra bizi en çok eleştirenler en çok savunanlar safına katılırlar. Bu, Türkiye’nin gerçeği. TÜRKSOLU öncü bir kuvvettir. Öncü bir kuvvet olarak gerçekleri ilk söyleyen, ilk cesaret edendir.

Ama bizim söylediklerimiz 2-3 yıl içerisinde çok yaygınlaşmaya başlar. Nitekim Türkiye’de yaşadığımız pek çok şey de budur. Mesela bugün Türkiye’de bir ulusal sol akım, ulusalcılık diye bir şey çıktıysa, solcular aynı zamanda milliyetçi oluyorsa, Atatürkçülük bu kadar yaygınlaştıysa bunun tek bir nedeni vardır, TÜRKSOLU’nun ideolojik yayınları.

Hiçbir bağımız olmadığı için hep doğruları söyleyebildik

Nasıl oldu da hep doğruyu söyleyebildiniz.

Herhangi bir bağımız olmadan, herhangi bir siyasi beklentimiz olmadan her şeyi söylüyoruz. Mesela şunu söyleyebiliriz, herkes Kürt meselesini bizim tespit ettiğimiz şeyleri görür. Ama işin içerisine siyasi rant girerse, işin içerisine karanlık tezgahlar girerse kimse bunu söyleyemez. Türkiye’de insanlar maalesef bunlardan korkuyorlar ve söyleyemiyorlar.

Mesela yıllar önce Murat Belge bizim hakkımızda bir yazı yazmıştı. Dedi ki bunların söylediğini MHP bile söyleyemiyor. Çünkü MHP’nin oy almak gibi bir kaygısı var. Şimdi Murat Belge bir şeyi doğru söylüyordu MHP açısından. MHP oy almak için Kürt meselesi olsun, ekonomi olsun, diğer meseleler olsun taviz vermek zorunda. Ama halka değil, ABD’ye taviz vermek zorunda. Bizler şimdi bu fikirlerimizi halktan oy almak için savunacağız. Ama ABD’den elbette tepki alacağız. Dış güçlerden elbette tepki alacağız. Ama dış güçlere bağlı olmadığımız için bunları söylemekten hiçbir zaman çekinmeyeceğiz. Bizim diğer siyasi hareketlerden, siyasi liderlerden farkımız bu. Onlar ABD’ye bağlılar. ABD’ye bağlı oldukları için Türk insanına yanlışları söylemek zorundalar.

Çok sivri bir diliniz var. Oy kaygısıyla bu sivri dilinizi törpülemeyi düşünmüyor musunuz?

Bu ülkenin artık çok radikal bir çıkışa ihtiyacı var. Yani DTP’nin, PKK’nın, AKP’nin söylemleri sivri değil mi? Ama karşılarındaki muhalefet niye bu kadar sus pus? Halk bu muhalefete görüyorsunuz ki artık güvenmiyor. Niye güvenmiyor? Şimdi bir şeyi söylemekten korkan adama iktidarı verir misiniz? Vermezsiniz. Halk tam tersine korkusuz gördüğünü söyleyen çekinmeyecek liderler arıyor. Bizim partimiz de bu role sahip.

Peki siz şimdi genç bir lidersiniz. Genç bir insan kendinden belki birkaç kuşak büyük insanların da olduğu bir partiyi yönetebilir mi? Bir ağırlığınız olabilecek mi yaş itibariyle?

Olabilecek mi derseniz olacak. Eğer bir siyasi hareket bir vatan mücadelesi için kuruluyorsa, bir ideolojik mücadele için kuruluyorsa, bir dava için kuruluyorsa burada yaşın artık bir hükmü kalmamıştır. Şimdi siyasi partimizde yaşça benden büyük pek çok arkadaşımız katılacak ve benim genel başkanlığım altında çalışacak. Şimdi bu insanlara şunu sormamız gerekir. Bu yaşa gelmiş, neden yarı yaşınızdaki insanın peşinden gidiyorsunuz? Demek ki ortada gerçekten inanılacak bir dava var. Biz şimdi bu davayı yarattık. Bu davada 70 yaşındaki insan da 15 yaşındaki insan da 35 yaşındaki insan da aynı dava için kenetleniyor. Burada benim genel başkan olmam şu demektir, bu mücadelede bana yüklenen bir görevdir. Başka bir arkadaşımız da aynı görevi alabilir. Pek çok arkadaş pek çok yerde görev alabilir. Biz bunu bir dava hareketi gördüğümüz için bir yaş sorunu yok ortada. Bizim hareket içerisinde insanlar birbirine güveniyor. Sevgi var, saygı var. Herkes yapabileceği fedakarlık neyse onu yapıyor.

Türk insanı genç liderler arıyor

Yakınınızdaki insanlar size güveniyor. Tamam da Türk insanı sizin gibi genç bir lidere Türk insanı güvenebilecek mi?

Elbette güvenecek. Biz sonuçta siyasi birikim olarak, ideolojik birikim olarak şu anki liderlerden bin kat daha ileri pozisyondayız. Yani Türk insanının yakındığı şey şu, karşısına liderim diye çıkanların lider olmadığını görüyor. Bir düzey göremiyor. Bir cesaret göremiyor. Bir kararlılık göremiyor. İnsani bir şey göremiyor. Türk insanı bunlardan yakınıyor. Biz Türk insanının istediği türde insanlar olarak onun karşısına çıkacağız. Türk insanı da elbette bunu takdir edecek.

Ama yaş olarak size güven duymayabilirler. Çok genç, tecrübesiz diye düşünebilirler.

Hiç öyle düşünmeyin. Bakın, Mustafa Kemal Samsun’a çıkarken 38 yaşındaydı. Yani bu ülke liderini gençler içerisinden seçmiş bir ülkedir. 60’lik komutanlar 70’lik aydınlar arasından seçmedi liderini.

Şöyle bir sıkıntı olmayacak mı? Sonuçta Türk insanı sizi tanımıyor. Şu anki siyasi aktörlerin ne olduğu, eskiden ne yaptığı az çok biliniyor. Bilindik simalar var. Ama siz hiç yoktan ortaya çıkmış birisiniz. Burada güven duyulması konusunda bir sıkıntı yaratmayacak mı?

Herkes bir yerden çıkmak zorunda sonuçta. Ama Türk insanı bizi gördükçe, tanıdıkça bize elbette güven duyacak. Eğer yeni birileri çıkmasın diyorsak, eskiler götürsün diyorsak, o zaman bu siyasetçilerle devam etmemiz lazım. Ama halkımızın temel eğilimi şu: Artık yeni yüzler örmek istiyoruz. Sıkıldık bu insanlardan diyor. 60 yıldır, 40 yıldır aynı insanlar var diyor. Temel sıkıntı bu değil mi? Türkiye’de insanlara şöyle bir şey var. Bir sürü yeni insan çıktı diye kimse yakınmıyor. Yeni insan çıkmadı diye yakınılıyor. Sizin dediğiniz şeyler bir handikap değil.

Peki partiniz hep yeni insanlardan mı oluşuyor, yoksa eski yüzler de var mı?

Eski yüzler de partimizde var. Ama partimiz büyük ölçüde yeni kadrolardan, kirlenmemiş temiz kadrolardan oluşuyor. Yani Türkiye’de siyaseten sadece oy veren insanlar dediğimiz profil bu defa oy veren değil, aynı zamanda oy isteyen pozisyona geçecek. Yani bizzat halkın siyasete müdahalesi bizim partimiz.

Sonuçta siyaset kurtlar sofrası. Sizin bu kadar yeni isimlerden oluşan partiniz o sofrada kendine bir yel bulabilecek mi?

Biz o sofraya değil, halkın sofrasına gideceğiz. Halkın sofrasının da halkın evinin de bize açık olduğunu görüyoruz.

Parti çalışmalarında bugüne kadar en çok yardımı kimden gördünüz?

Öncelikle elbette TÜRKSOLU’nu yaratan güç Atatürk gençliğidir. Abartmadan söylemeliyim, kimseyi de gücendirmek istemem ama bizim arkadaşlarımızın gösterdiği devrimci kararlılık, çalışkanlık, bağlılık ne 68 döneminde ne de sonrasında olabilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli gençlik birikimi en büyük dava hareketidir TÜRKSOLU.

Hani bir avuç genç deniyor ya, evet gerçekten de bir avuç gencin eseridir her şey. Ama bu bir avuçla çıktığımız yolda büyüdük ve artık kitleselleştik. Eskiden tümüyle gençlerden oluşan bir harekettik ama artık öyle değiliz.

Sadece gençler mi yarattı?

Bakın bu konuda şunu belirtmek gerekir bir hareketi var eden elbette lideridir. Bu açıdan bizim hareketimiz açısından da elbette liderliğimin belirleyici bir rolü oldu.

En büyük destekçimiz Yekta Güngör Özden oldu

Peki sizin hiç danıştığınız, akıl aldığınız kimse yok mu?

Şimdi arkadaşlara söylediğim bir şey vardır, TÜRKSOLU hareketi bugüne kadar geldiyse iki isim sayesindedir, birisi Gökçe Fırat’sa diğeri de Yekta Güngör Özden’dir. Hakkını teslim etmemiz gerekir ki başından bugüne bize en büyük desteği veren Yekta Güngör Özden olmuştur.

Ama Yekta Bey’le ilişkimiz de arkadaşça bir ilişkidir. Kendisi yaşça bizden büyüktür, tanınan birisidir ama biz gençlerle tıpkı bir genç gibi arkadaş olmuştur. Hiçbir zaman akıl vermek gibi bir şeye gitmemiştir. Ama biz her konuda kendisine danışırız, fikrini alırız. Kimi zaman bize uyarı yapar ama asla emir vermez. Yekta Bey ders veren değil örnek olan bir insandır. Zaten aramızdaki ilişki de karşılıklı bir dürüstlük ilişkisidir, o fikrini söyler, ben de söylerim. Birbirimizi anlamaya, birbirimizden öğrenmeye ve doğruyu bulmaya çalışırız.

Peki Yekta Bey partide yer alacak mı?

Yok, Yekta Bey partide olmayacak. Şimdi burada Yekta Bey’in büyüklüğünü görmek gerekir. O gerçekten de Atatürk’ün güvendiği kadar güvenir gençlere. Bize de parti çalışmalarında güveniyor ve başarılı olmamızı istiyor. Ama kendi gölgesinde bir parti olmasını da istemez. Zaten açıkçası ben de Yekta Bey’in genel başkanı olamam, bu yakışık almaz.

Parti kurma faaliyetlerine başladığımızda oturduk konuştuk kendisiyle. O bu yolda bizi yalnız değil daha özgür bırakmayı uygun buldu. Hatta bir süreliğine TÜRKSOLU’ndaki yazılarını da kesecek. Kendisi bizlerin kendimizi ispat etmemiz için bize dışarıdan destek verecek.

Bundan sonra da Atatürkçü Türkiye mücadelemizde Yekta Bey’i ve bizi hep yan yana göreceksiniz. Kimileri bizim aramızı bozmak istedi, büyük baskılar yaptılar Yekta Bey’e TÜRKSOLU’ndan desteğini çekmesi için. Ama Yekta Bey baskıya boyun eğmeden hep dik durdu, bizi savundu ve yalnız bırakmadı. Bu bir namus ölçütüdür, Türk aydınının gösteremediği namusu göstermiştir Yekta Bey.

Türk aydını namussuz mu yani?

Vallahi ben Türk aydını için yaşayan ölü sıfatını kullanıyorum.

Namus ise fikir namusudur. Bugün Türkiye’nin aydını fikrini pazarlayan, ruhunu satan adamdır. Solcusu da sağcısı da böyledir. Bakın biz Türkiye’nin en anlı şanlı solcu ve Atatürkçü yazarların sansüre nasıl boyun eğdiklerini, nasıl fikirlerini sattıklarını, çıtlarının çıkmadığını iyi bilen insanlarız.

Türkiye’de Yekta Bey kadar tutarlı on tane aydın daha çıksa Türkiye bu halde olmazdı.

Gökçe Fırat Çulhaoğlu'yla yapılan söyleşiler:
1. Gökçe Fırat Atatürkçü Parti'ye çağırıyor
2. Yoksulların partisi olacağız!
3. Türk-Kürt kardeşliği palavrasına inanmıyorum!
4. Amerikasına da Avrupasına da Rusyasına da karşıyız!
5. Ekonomide mucize reçetemiz Atatürk devletçiliği
6. Ergenekon tertibiyle Ordu'yu tasfiye edip Fethullahçı Gestapo kuruyorlar
7. Gökçe Fırat kendini anlatıyor

Ulusal Parti çalışmalarına katılmak ya da bilgi almak için lütfen formu doldurunuz.


İsim:


e-posta:


Telefon:


Cep Tel:


İlçe:



Şehir:

Ulusal Parti Genel Merkezi: Ahmet Mithat Efendi Sokak No: 14 Çankaya/Ankara Tel: 0312 442 8 777